
Psikoloji Doktorantı, Uzman Psikolog, Sosyolog ve Aile Danışmanı Çiğdem URGANCI ( d. 1984 ) , İstanbul Aydın Üniversitesi Psikoloji Tezli Yüksek Lisans ve İstanbul Üniversitesi Aile Danışmanlığı programlarından mezun olmuş olup, çocuk ve ergenlerle uzun yıllara dayanan deneyimiyle bireysel danışmanlık çalışmalarını sürdürmektedir.
15 yılı aşkın süredir binlerce çocuk, ergen ve aileyle çalışarak; duygusal, davranışsal ve gelişimsel alanlarda kapsamlı destek sağlamıştır.
İstanbul Bahçeşehir’de bulunan ofisinde; çocuklarda görülen duygusal, bilişsel ve davranışsal zorluklar, okul uyum problemleri, dikkat eksikliği, kaygı, sınav kaygıları, kardeş kıskançlığı, ergenlik dönemi çatışmaları ve aile içi iletişim sorunları gibi pek çok alanda profesyonel psikolojik danışmanlık hizmeti sunmaktadır.
Her çocuğun ve ailenin kendine özgü bir yapıya sahip olduğu anlayışıyla; güvenli, empatik ve bilimsel temelli bir yaklaşım benimsemekte, danışanlarına sürdürülebilir çözümlerle rehberlik etmeyi amaçlamaktadır.

SEVGİLİ ANNELER;
ÇOCUK ve ERGENLERDE ÖFKE, KAYGI, SINAV KAYGISI, KARDEŞ KISKANÇLIĞI, ALT ISLATMA, SINIR İHLALİ, AKRAN ZORBALIĞI, DİJİTAL BAĞIMLILIK GİBİ BİRÇOK OLUMSUZ DAVRANIŞI NASIL YUMUŞATABİLİR VE EVLADINIZLA İLİŞKİNİZİ NASIL GÜÇLENDİREBİLİRSİNİZ ?
Bir çocuk ya da ergen çoğu zaman duygusal olarak zorlandığında sadece davranışı değişmez…
Aile içindeki ilişki dili, duygusal atmosfer ve temas biçimi de değişime ihtiyaç duyar.
Ve bu değişim sağlandığında çocuk hızla rahatlar ve iyileşir.
Yıllardır çocuklar, ergenler ve ailelerle yaptığım çalışmalarda şunu çok net gördüm ki:
Davranışlar çoğu zaman ilişkiden beslenir.
Bu nedenle aşağıdaki öneriler, sahada defalarca işe yaramış, uygulanabilir ve pratik yaklaşımlardır.
🌿 1. OLUMLUYU GÖRÜN ve BÜYÜTÜN
🌿 2. ELEŞTİRİ YERİNE KİMLİK İNŞA EDİN
“Sen çok düşüncelisin.”
“Sen sorumluluk alabilen bir çocuksun.”
“Sana güveniyorum.” gibi...
Çocuklar çoğu zaman kendilerine nasıl hitap edilirse öyle olmaya ve o kimliğe yaklaşmaya yatkındırlar.
🌿 3. KIYASLAMAYI TAMAMEN BIRAKIN
🌿 4. SEÇİM HAKKI VERİN, KONTROL ETMEYİN KATILIMINI SAĞLAYIN
“Ben değerliyim ve karar verebilirim.”
🌿 5. SADECE GÖZÜNÜN İÇİNE BAKARAK ÖZVERİ İLE DİNLEYİN HEMEN ÇÖZMEYE ÇALIŞMAYIN
🌿 6. SORUMLULUK VERİN BAŞARISINI GÖRÜN
“Ben yapabiliyorum" inancı pekişir.
🌿 7. DUYGUSUNU KABUL EDİN VE HAK VERİN
Duygu görülmeden davranış değişmez.
🌿 8. CEZA-ÖDEŞME DÖNGÜSÜNE GİRMEYİN
Bunun yerine:
Çocuğunuzu sadece ve sadece vicdanı ile terbiye edebileceğinizi unutmayın.
Siz gürültü yapmayın ki o da vicdanının sesini duyabilsin ve doğru davranışı edinebilsin.
Aksi halde mahcubiyet duvarı yıkılır ve çocuk hissizleşir duyarsızlaşır.
🌿 9. TEMASI VE GÜVENİ ARTIRIN
🌿 10. ÇATIŞMAYI AZALTIN İLİŞKİYİ BÜYÜTÜN
🌿 11. SINIR&ŞEFKAT DENGESİNİ KURUN
🌿 12. EN GÜÇLÜ MESAJ
“Sana güveniyorum”
Bu cümleler davranıştan daha güçlü bir düzenleyicidir.
🌿 SON SÖZ
Bu yaklaşım uygulandığında sadece çocuklar değil, anne-babalar da hafifler.
Ve ilişki yeniden nefes almaya başlar...
Destek almak yalnızca çocuğu değil, anne-baba ile çocuk arasındaki bağı da güçlendiren değerli bir adımdır.
Doğru bir yaklaşım ve güvenli bir ilişki diliyle birçok şey değişebilir.
Eğer siz de çocuğunuzla ilişkinizde zorlandığınızı hissediyor ve profesyonel bir destek arıyorsanız,
İstanbul Bahçeşehir’deki ofisimde yüz yüze ya da online danışmanlık süreci hakkında bilgi almak için iletişime geçebilirsiniz.
Sabır ve kolaylıklar dilerim
Sevgiyle
ÇİĞDEM URGANCI
PSİKOLOJİ BİLİMİ UZMANI
AİLE DANIŞMANI

Çocuğun Öfkesini Anlamak, İlişkiyi Güçlendirmek ve Kalbi İyileştirmek..
🌿 ÇOCUK DAVRANIŞLARIYLA DEĞİL,
duygusuyla konuşur
Bir çocuk:
* bağırdığında,
* öfkelendiğinde,
* ters davrandığında,
çoğu zaman “kötü davranmak” için yapmaz.
Aslında şunu demeye çalışır:
* “Beni gör.”
* “Beni duy.”
* “İçimde bir şeyler iyi değil.”
Çocukların dili bazen kelime değildir.
Davranıştır.
Bu yüzden ilk adım her zaman şudur:
Davranışın arkasındaki duyguyu görmek
🌿 İLİŞKİ DEĞİŞİRSE DAVRANIŞ DA DEĞİŞİR
Yıllardır şunu defalarca gördüm:
Aynı çocuk…
Aynı ev…
Ama farklı bir iletişim diliyle bambaşka bir sonuç.
Çünkü çocuk:
* eleştiriyle küçülür,
* kıyasla kırılır,
* bağırışla kapanır,
* ama şefkatle açılır.
Bir çocuk kendini güvende hissettiğinde
davranışlarını yeniden düzenlemeye başlar.
🌿 EN BÜYÜK İHTİYAÇ GÖRÜLMEK ve KABUL EDİLMEK
Çocuk için en zor şeylerden biri şudur:
Sürekli “düzeltilmek”.
Oysa çocuk önce düzeltilmeyi değil,
anlaşılmayı ister.
Bu yüzden:
* “Neden böyle yaptın?” yerine
“Seni buna iten ne oldu?” demek
çok şeyi değiştirir.
🌿 SINIR SEVGİNİN KARŞITI DEĞİL, TAMAMLAYICISIDIR
Çocuğa sevgi göstermek kadar
net ve sakin sınırlar koymak da önemlidir.
Ama sınır:
* bağırarak değil,
* korkutarak değil,
* tehdit ederek değil,
sakin bir kararlılıkla konulmalıdır.
Çocuk şunu hissetmelidir:
“Beni seviyor ama beni yönetmiyor. Bana güvenli bir alan çiziyor.”
🌿 ELEŞTİRİ DEĞİL, KİMLİK İNŞA EDEN DİL
Çocuklara sürekli:
* “yaramaz”
* “inatçı”
* “sorumsuz”
demek, onların iç dünyasında iz bırakır.
Ama:
* “sorumluluk alabilen”
* “çabalayan”
* “iyi niyetli”
* “değerli”
gibi cümleler çocuğun kimliğini şekillendirir.
Çocuklar çoğu zaman
kendilerine ne söylendiyse ona dönüşürler.
🌿 GÜÇ SAVAŞINA GİRMEYİN
Bazı dönemlerde çocukla sürekli mücadele etmek yerine
ilişkiyi korumak çok daha önemlidir.
Çünkü güç savaşında:
* ebeveyn kazanırsa ilişki kaybedebilir,
* çocuk kazanırsa sınırlar kaybolabilir.
Ama asıl hedef kazanmak değil,
bağ kurabilmektir.
🌿 ÇOÇUĞU SÜREKLİ YÖNETMEK YERİNE EŞLİK EDİN
Her şeye müdahale etmek yerine:
* eşlik etmek,
* rehberlik etmek,
* alan açmak
çok daha sağlıklı bir gelişim sağlar.
Çocuk:
“Bana güveniliyor” duygusunu hissettiğinde
sorumluluk almaya başlar.
🌿 KÜÇÜK SEÇİMLER BÜYÜK ÖZGÜVEN ÜRETİR
Günlük hayatta:
* “Bunu mu istersin, onu mu?”
* “Sen nasıl istersen?”
* “Birlikte karar verelim”
gibi cümleler çocuğa şunu öğretir:
“Ben değerliyim ve fikrim var.”
🌿 ÖFKE ANI BİR SAVAŞ DEĞİL BİR ÇAĞRIDIR
Çocuk öfkelendiğinde:
* bağırmak,
* açıklama yapmak,
* ders vermek
çoğu zaman işe yaramaz.
O anda çocuk şuna ihtiyaç duyar:
* sakin bir ses
* kısa bir cümle
* güvenli bir varlık
“Şu an çok öfkelisin, konuşmak istersen buradayım.”
Bazen bu kadar basit bir cümle
bir çocuğun iç dünyasını yumuşatabilir.
🌿 ÖFKE YÖNETİMİNDE ORTAK GÖRÜLEN TEMEL YAKLAŞIM
Farklı uzmanlık yaklaşımlarında ortaklaşan en önemli nokta şudur:
Öfke bastırılması gereken bir davranış değil, düzenlenmesi gereken bir duygudur.
Bu süreçte özellikle şu ilkeler öne çıkar:
* Çocuğun duygusunu önce sakinleştirmek
* Ebeveynin kendi duygusunu kontrol etmesi
* Öfke anında uzun açıklama yerine kısa ve net cümleler kullanmak
* Nefes, duraklama ve sessizlikle ortamı yumuşatmak
* Çocuğu değil, davranışı hedef almak
* Güç savaşına girmeden sınır koyabilmek
Bazı çocuklarda özellikle tetikleyici anları fark etmek not etmek ve bu anlarda daha az söz, daha çok sakinlik ile yaklaşmak oldukça etkilidir.
Öfke anı çoğu zaman bir “kontrol etme anı” değil, bir “bağ kurma ihtiyacı” anıdır.
🌿 EN ÖNEMLİ ŞEY: DUYGUSAL GÜVEN
Çocuklar için en temel ihtiyaç şudur:
“Ben bu evde kabul ediliyorum.”
Kabul gören çocuk:
* daha az saldırır,
* daha çok anlatır,
* daha çok bağ kurar.
🌿 PRATİK ANNE-BABA UYGULAMALARI
✔ Her gün en az 1 olumlu davranışı fark edin ve söyleyin
✔ Kıyaslamayı tamamen bırakın
✔ Günlük küçük seçimler verin
✔ Tartışma yerine önce dinleyin
✔ Ceza yerine sakin sınır koyun
✔ Öfke anında kısa ve sakin konuşun
✔ Sarılmayı ve teması artırın
✔ Sorumluluk verin ve takdir edin
✔ “Sana güveniyorum” cümlesini sık kullanın
✔ Eleştiri yerine yönlendiren dil kullanın
🌿 SON SÖZ
Çocuklar mükemmel anne-baba istemez.
Ama duygusal olarak yanında duran, onu görebilen, anlayabilen anne-baba ister.
Ve çoğu çocuk aslında şunu duymak ister:
“Ne olursa olsun,
sen bizim çocuğumuzsun
ve biz seni anlamaya çalışıyoruz.”
İşte iyileşme tam da burada başlar.
Destek almak yalnızca çocuğu değil, anne-baba ve çocuk arasındaki bağı da güçlendiren değerli bir adımdır.
Doğru bir yaklaşım ve güvenli bir ilişki diliyle birçok şey değişebilir.
Eğer siz de çocuğunuzla ilişkinizde zorlandığınızı hissediyor ve profesyonel bir destek arıyorsanız,
İstanbul Bahçeşehir’deki ofisimde yüz yüze ya da online danışmanlık süreci hakkında bilgi almak için iletişime geçebilirsiniz.
Sabır ve kolaylıklar dilerim
Sevgiyle
ÇİĞDEM URGANCI
PSİKOLOJİ BİLİMİ UZMANI
AİLE DANIŞMANI

ÇOCUK VE ERGENDE KAYGI, ANKSİYETE VE SINAV KAYGISINI YÖNETMEK
🌿LGS ve YKS Sürecinde Anne-Baba Rehberi...
Sınav dönemleri sadece çocuklar için değil, aileler için de yoğun bir duygusal süreçtir.
🌿LGS ve YKS yaklaşırken evin içinde çoğu zaman şu tablo oluşur:
• artan gerginlik
• yetişecek mi?” kaygısı
• sürekli uyarı hali
• çocukta kaçınma ya da öfke
• ailede sabırsızlık
Oysa kaygı, doğru yönetildiğinde düşman değil; yönlendirici bir duygudur.
Sorun kaygının varlığı değil, onunla kurulan ilişkidir.
🌿 KAYGIYI BASTIRMAK DEĞİL ANLAMAK GEREKİR
Çocuklarda ve ergenlerde sınav kaygısı çoğu zaman:
• başarısız olma korkusu
• ailesini hayal kırıklığına uğratma endişesi
• kendine güven eksikliği
• geçmiş olumsuz deneyimler
• aşırı beklenti baskısı
ile beslenir.
Bu nedenle ilk adım şudur:
Kaygıyı yok etmeye değil, anlamaya çalışmak.
“Bu çocuk neden kaygılanıyor?” sorusu, çözümün kapısını açar.
🌿 GÜVENLİ İLİŞKİ KAYGININ PANZEHİRİDİR
Kaygılı çocuk en çok şuna ihtiyaç duyar:
“Ben güvendeyim.”
Çocuğun sürekli:
• eleştirildiği
• kıyaslandığı
• baskı hissettiği
bir ortamda kaygı azalmaz, artar.
Bu nedenle aile içindeki dil çok belirleyicidir:
• “Yapamazsın” yerine → “Beraber bakalım nasıl yapabiliriz”
• “Neden çalışmadın?” yerine → “Seni ne zorladı?”
🌿 ÇOCUĞUN DUYGUSUNU REGÜLE ETMEDEN DAVRANIŞI DÜZELTMEYE ÇALIŞMAYIN
Sınav kaygısında en kritik hata şudur:
Sadece çalışma düzenine odaklanmak.
Oysa çocuk kaygılıysa:
• dikkat dağılır
• öğrenme zorlaşır
• kaçınma artar
Bu yüzden önce:
• sakinleştirme
• güven verme
• duyguyu anlama
sonra akademik düzen kurmak gerekir.
🌿 EBEVEYNİN KAYGISI ÇOCUĞA BULAŞIR
Sınav dönemlerinde en sık görülen durum:
“Çocuk kaygılı değil, ebeveyn kaygılı.”
Sürekli:
• kontrol etmek
• hatırlatmak
• uyarıda bulunmak
çocuğun iç dünyasında baskı hissi oluşturur.
Ebeveynin sakinliği, çocuğun regülasyonudur.
🌿 SINAVI KİMLİK MESELESİ HALİNE GETİRMEYİN
Çocuğun başarısı:
• değeri değildir
• kişiliği değildir
• sevgiyi hak etme kriteri değildir
Sınavın aşırı anlam kazanması kaygıyı büyütür.
Çocuğun duyması gereken en önemli mesaj:
“Sonuç ne olursa olsun, sen değerlisin.”
🌿 KÜÇÜK DÜZENLER BÜYÜK RAHATLAMA SAĞLAR
Kaygılı çocuklarda en iyi çalışan sistemlerden biri:
• net ama yumuşak rutin
• küçük hedefler
• bölünmüş çalışma
• kısa molalar
“Her şeyi yapmalısın” yerine
“Bugün küçük bir adım yeter” yaklaşımı çok etkilidir.
🌿 GÜÇ SAVAŞINA GİRMEDEN YÖNLENDİRİN
Sınav döneminde:
• baskı
• tehdit
• uzun nasihatler
çoğu zaman direnç üretir.
Bunun yerine:
• kısa cümleler
• net sınırlar
• sakin yönlendirme
daha etkilidir.
“Şimdi 20 dakika birlikte odaklanalım”
gibi basit cümleler bile sistemi düzenler.
🌿 KAYGI ANINDA YAPILMASI GEREKEN EN ÖNEMLİ ŞEY: DURMAK
Çocuk kaygılandığında:
• uzun konuşmalar
• mantık açıklamaları
• eleştiriler
işe yaramaz.
O anda ihtiyaç olan şey:
• sessizlik
• nefes
• sakin varlık
“Yanındayım, birlikteyiz” hissidir.
🌿 ÖZGÜVEN KAYGIYI AZALTIR
Çocuk:
• yapabildiğini gördükçe
• küçük başarılar yaşadıkça
kaygısı azalır.
Bu yüzden:
• sadece hataya değil
• doğru yapılan küçük şeylere de odaklanmak gerekir.
🌿 KAYGI YÖNETİMİNDE AİLE İÇİN TEMEL İLKELER
✔️ Eleştiriyi azalt
✔️ Kıyaslamayı bırak
✔️ Sakin dil kullan
✔️ Süreç odaklı ol
✔️ Küçük hedefler koy
✔️ Dinle, hemen düzeltme
✔️ Güven mesajını sık ver
✔️ Performansı kimliğe bağlama
🌿 PRATİK SINAV DÖNEMİ EV UYGULAMALARI
• Günlük kısa plan (çok uzun çalışma değil)
• 25-30 dakikalık odak blokları
• Düzenli uyku
• Telefon kullanımında net ama sakin sınır
• Günlük 10-15 dk sadece sohbet (ders değil)
• Her gün 1 olumlu geri bildirim
• “Bugün neyi iyi yaptın?” sorusu
🌿 SON SÖZ
Sınavlar geçer…
Ama çocukluk döneminde kurulan ilişki biçimi kalır.
Bir çocuk en çok şunu hatırlar:
• sınavı değil
• sınav döneminde nasıl hissettiğini
Bu yüzden en büyük başarı,
çocuğun zihnini zorlamak değil,
kalbini güvende tutabilmektir.
Ve çoğu çocuk aslında şunu duymak ister:
“Çalışsan da çalışmasan da
biz senin yanındayız.”
Destek almak yalnızca çocuğu değil, anne-baba ile çocuk arasındaki bağı da güçlendiren değerli bir adımdır.
Doğru bir yaklaşım ve güvenli bir ilişki diliyle birçok şey değişebilir.
Eğer siz de çocuğunuzla ilişkinizde zorlandığınızı hissediyor ve profesyonel bir destek arıyorsanız,
İstanbul Bahçeşehir’deki ofisimde yüz yüze ya da online danışmanlık süreci hakkında bilgi almak için iletişime geçebilirsiniz.
Sabır ve kolaylıklar dilerim
Sevgiyle
ÇİĞDEM URGANCI
PSİKOLOJİ BİLİMİ UZMANI
AİLE DANIŞMANI

Günümüzde ailelerin en çok zorlandığı konulardan biri artık çok net:
ekranlar, telefonlar ve dijital dünya.
Birçok anne-baba aynı şeyi söylüyor:
“Telefonu elinden alamıyoruz… vermesek kriz çıkıyor.”
Aslında burada mesele sadece “telefon kullanımı” değil.
Mesele, çocuğun dijital dünyada duygusal bir kaçış alanı bulmasıdır.
Çocuk ve ergen için ekran:
alanına dönüşebilir.
Bu yüzden yasaklamak tek başına çözüm değildir.
Çünkü sadece davranışı değil, ihtiyacı da anlamak gerekir.
Dijital dünyayı tamamen yasaklamak çoğu zaman:
doğurabilir.
Çocuk şunu hisseder:
“Benden bir şey alınıyor.”
Oysa amaç almak değil, denge kurmaktır.
Sadece kontrol edilen çocuk:
Ama ilişkisi güçlü olan çocuk:
Çünkü çocuklar çoğu zaman kurala değil, ilişkiye göre hareket eder.
Dijital bağımlılığı azaltmanın en kritik noktası şudur:
Sadece “alma” değil, yerine koyma gerekir.
Boşalan alan mutlaka dolmak ister.
Sağlıklı yaklaşım:
Örnek:
“Telefonu tamamen yasaklamak yerine belirli saatler arasında kullanabilirsin.”
Ergenler için telefon:
alanıdır.
Bu yüzden tamamen koparmak,
sosyal dünyadan koparmak anlamına gelebilir.
Çocuk şunu çok net hisseder:
Ebeveynin aşırı kaygısı,
çocuğun bağımlılığını artırabilir.
Sakin ebeveyn = düzenleyici ebeveyn.
En büyük hata:
Bunun yerine:
çok daha etkilidir.
“Telefon zamanı bitti, şimdi ara veriyoruz.”
Çocuk ekranı:
kullanır.
Bu yüzden soru şudur:
“Bu çocuk neye kaçıyor?”
Çocuk:
dijital dünyaya daha az ihtiyaç duyar.
Çünkü ekran çoğu zaman
eksik kalan duygunun yerine geçer.
✔ Net ekran saatleri belirle
✔ Tutarlı ol (bugün var yarın yok olmasın)
✔ Alternatif aktiviteler oluştur
✔ Ekran yerine kaliteli ilişki koy
✔ Sürekli eleştirme ve tartışmadan kaçın
✔ Model ol (ebeveyn ekran kullanımı)
✔ Ev içinde ortak zaman yarat
✔ Yasak yerine düzen kur
Dijital dünya artık hayatın bir parçası.
Ama önemli olan çocuğun bu dünyada kaybolmaması.
Bir çocuk en çok şunu duymak ister:
“Biz seni ekrandan koparmaya çalışmıyoruz,
seni hayata yeniden bağlamaya çalışıyoruz.”
Ve bu bağ kurulduğunda
ekran değil, ilişki güç kazanır.
Destek almak yalnızca çocuğu değil, anne-baba ile çocuk arasındaki bağı da güçlendiren değerli bir adımdır.
Doğru bir yaklaşım ve güvenli bir ilişki diliyle birçok şey değişebilir.
Eğer siz de çocuğunuzla ilişkinizde zorlandığınızı hissediyor ve profesyonel bir destek arıyorsanız,
İstanbul Bahçeşehir’deki ofisimde yüz yüze ya da online danışmanlık süreci hakkında bilgi almak için iletişime geçebilirsiniz.
Sabır ve kolaylıklar dilerim
Sevgiyle
ÇİĞDEM URGANCI
PSİKOLOJİ BİLİMİ UZMANI
AİLE DANIŞMANI

KENDİNİ DEĞERLİ HİSSETMENİN TEMELLERİ
Birçok anne-baba bana şu cümleyi söylüyor:
“Çocuğum kendine güvenmiyor…”
Oysa özgüven dediğimiz şey bir anda oluşan bir özellik değil,
çocuğun günlük ilişkiler içinde yavaş yavaş inşa ettiği bir iç duygudur.
Çocuk kendini nasıl görüyorsa,
hayata da öyle bakmaya başlar.
🌿 ÖZGÜVEN DOĞUŞTAN DEĞİL, İLİŞKİDEN OLUŞUR
Bir çocuk:
* sürekli eleştiriliyorsa
* kıyaslanıyorsa
* yeterli bulunmuyorsa
iç dünyasında şu inanç gelişebilir:
“Ben yeterli değilim.”
Ama:
* görülüyorsa
* dinleniyorsa
* çabası fark ediliyorsa
şu inanç oluşur:
“Ben değerliyim.”
🌿 ÖZGÜVENİN EN BÜYÜK DÜŞMANI: SÜREKLİ DÜZELTMEK
Bazı çocuklar gün içinde sürekli:
* uyarılır
* düzeltilir
* eleştirilir
Bu durumda çocuk şunu öğrenir:
“Ben yanlışım.”
Oysa sağlıklı gelişim için çocuk şunu öğrenmelidir:
“Ben öğreniyorum.”
🌿 AŞIRI KORUMA ÖZGÜVENİ ZAYIFLATABİLİR
Çocuğun yerine:
* karar vermek
* sorun çözmek
* sürekli müdahale etmek
çocuğa şu mesajı verebilir:
“Sen yapamazsın.”
Özgüven, çocuğun deneyerek öğrenmesiyle gelişir.
🌿 KÜÇÜK BAŞARILAR BÜYÜK ÖZGÜVEN OLUŞTURUR
Özgüven büyük başarılardan değil,
küçük ve tekrar eden deneyimlerden oluşur.
* kendi başına giyinmek
* bir işi tamamlamak
* sorumluluk almak
* karar vermek
Bu küçük adımlar çocuğun iç dünyasında şu duyguyu oluşturur:
“Ben başarabiliyorum.”
🌿 DİL, ÇOCUĞUN İÇ SESİ OLUR
Ebeveynin kullandığı cümleler zamanla çocuğun iç sesi haline gelir.
* “Dikkatsizsin” → “Ben dikkatsizim”
* “Başaramazsın” → “Ben yapamam”
* “Sana güveniyorum” → “Ben yapabilirim”
Bu yüzden dil, özgüvenin en güçlü yapı taşıdır.
🌿 TAKDİR EDİLMEK PERFORMANS DEĞİL, KİMLİK OLUŞTURUR
Çocuğu sadece sonuç üzerinden değerlendirmek yerine:
* çabayı görmek
* emeği fark etmek
* süreci takdir etmek
çok daha derin bir özgüven inşa eder.
“Ne kadar güzel denedin” cümlesi,
“Mükemmel yaptın” cümlesinden daha kalıcıdır.
🌿 ÖZGÜVEN = HATA YAPABİLME ALANI
Hata yapan çocuk:
* cezalandırılırsa → çekinir
* küçümsenirse → utanır
* anlaşılırsa → öğrenir
Özgüvenli çocuk hata yapmaktan korkmaz,
hata yaparak öğrenir.
🌿 KARŞILAŞTIRMA ÖZGÜVENİ ZEDELER
“Bak arkadaşın nasıl yapıyor”
cümlesi çocuğun iç dünyasında şu etkiyi bırakır:
“Ben yetersizim.”
Her çocuk kendi gelişim hızında değerlidir.
🌿 ÖZGÜVENLİ ÇOCUK HER ŞEYİ BİLEN ÇOCUK DEĞİLDİR
Özgüven:
* her şeyi bilmek değildir
* bilmediğinde öğrenebileceğine inanmaktır
🌿 EBEVEYNİN ROLÜ: İNŞA EDEN SES OLMAK
Çocuğun iç dünyasında iki ses oluşur:
* eleştiren ses
* destekleyen ses
Ebeveynin görevi:
destekleyen sesi güçlendirmektir.
🌿 PRATİK ANNE-BABA UYGULAMALARI
✔ Çabayı takdir et, sadece sonucu değil
✔ Kıyaslamayı bırak
✔ Çocuğun yerine yapma, yapmasına izin ver
✔ Günlük küçük sorumluluklar ver
✔ “Sana güveniyorum” cümlesini sık kullan
✔ Eleştiri yerine yönlendirici dil kullan
✔ Hata yapma alanı tanı
🌿 SON SÖZ
Özgüven, bir çocuğa dışarıdan verilen bir şey değil,
içeride yavaş yavaş büyüyen bir histir.
Ve çoğu çocuk aslında şunu duymak ister:
“Sen değerlisin,
denesen de yapamasan da
biz senin yanındayız.”
Çünkü bir çocuk en çok
güvenildiğinde büyür.
Destek almak yalnızca çocuğu değil, anne-baba ile çocuk arasındaki bağı da güçlendiren değerli bir adımdır.
Doğru bir yaklaşım ve güvenli bir ilişki diliyle birçok şey değişebilir.
Eğer siz de çocuğunuzla ilişkinizde zorlandığınızı hissediyor ve profesyonel bir destek arıyorsanız,
İstanbul Bahçeşehir’deki ofisimde yüz yüze ya da online danışmanlık süreci hakkında bilgi almak için iletişime geçebilirsiniz.
Sabır ve kolaylıklar dilerim
Sevgiyle
ÇİĞDEM URGANCI
PSİKOLOJİ BİLİMİ UZMANI
AİLE DANIŞMANI

ANLAMAK, YUMUŞATMAK VE DESTEKLEMEK
Alt ıslatma birçok aile için hassas ve zorlayıcı bir konudur.
Ama en başta şunu bilmek gerekir:
Alt ıslatma bir “terbiyesizlik” değil, gelişimsel ve duygusal bir sinyaldir.
Ve çoğu çocuk bunu bilinçli olarak yapmaz.
🌿 ALT ISLATMA BİR “İSTEK” DEĞİL, KONTROL ZORLUĞUDUR
Bazı çocuklar:
* derin uyku düzeni,
* mesane gelişiminin henüz tamamlanmaması,
* stres,
* kaygı,
* yaşam değişiklikleri
gibi nedenlerle gece kontrolünü sağlamakta zorlanabilir.
Bu durum özellikle:
* okul baskısı,
* aile içi gerginlik,
* taşınma,
* kardeş doğumu
gibi dönemlerde artış gösterebilir.
🌿 EN ÖNEMLİ HATA: UTANDIRMAK VE CEZALANDIRMAK
Alt ıslatma yaşayan çocuklarda en zarar verici yaklaşım:
* kızmak,
* utandırmak,
* kıyaslamak,
* cezalandırmaktır.
Bu tutum sorunu çözmez; çoğu zaman kaygıyı artırarak süreci daha da zorlaştırır.
Çocuk zamanla şunu hissedebilir:
“Ben başarısızım.”
Oysa ihtiyaç duyduğu şey şudur:
“Ben destekleniyorum.”
🌿 ÇOCUĞUN DUYGUSAL DÜNYASI ÇOK ÖNEMLİDİR
Alt ıslatma yalnızca fiziksel değil, çoğu zaman duygusal süreçlerle de ilişkilidir.
Çocuk:
* kaygılıysa,
* kendini güvende hissetmiyorsa,
* yoğun baskı altındaysa
bedeni bunu kontrol etmekte zorlanabilir.
🌿 SAKİNLİK, İYİLEŞMENİN ÖNEMLİ BİR PARÇASIDIR
Ebeveynin yaklaşımı süreci doğrudan etkiler.
* sakin kalmak,
* normalleştirmek,
* büyütmemek,
* suçlamamak
çocuğun rahatlamasına ve iyileşmesine yardımcı olur.
Çocuğun duymaya en çok ihtiyaç duyduğu mesaj şudur:
“Bu bir sorun değil, birlikte çözeceğiz.”
🌿 UTANÇ İYİLEŞMEYİ YAVAŞLATIR
Alt ıslatma yaşayan çocuk zaten:
* mahcup hissedebilir,
* kendini yetersiz görebilir.
Buna bir de:
* utanç,
* eleştiri,
* baskı
eklendiğinde çocuk içe kapanabilir.
Bu yüzden yaklaşım her zaman koruyucu, sakin ve şefkatli olmalıdır.
🌿 RUTİNLER DESTEK SAĞLAR
Bazı küçük düzenlemeler süreci kolaylaştırabilir:
* yatmadan önce tuvalet rutini,
* akşam sıvı tüketiminin düzenlenmesi,
* düzenli uyku saatleri,
* stresin azaltılması,
* güvenli ve rahat bir uyku ortamı.
Ama en önemli unsur yine duygusal güven hissidir.
🌿 ÇOCUĞU SUÇLAMAK YERİNE ANLAMAYA ÇALIŞIN
Alt ıslatma yaşayan bir çocuk bunu:
* dikkat çekmek için,
* inat olsun diye,
* bilinçli şekilde yapmaz.
Bu yüzden yaklaşım:
❌ “Neden yapıyorsun?”
yerine
✔ “Seni zorlayan ne olabilir?”
olmalıdır.
🌿 ERGENLİK DÖNEMİNDE DAHA HASSAS YAKLAŞIM GEREKİR
Ergenlikte alt ıslatma:
* daha fazla utanma,
* gizleme,
* kaygı
yaratabilir.
Bu nedenle:
* kesinlikle başkalarının yanında konuşulmamalı,
* ifşa edilmemeli,
* eleştirilmemelidir.
Ergenin mahremiyeti ve özgüveni mutlaka korunmalıdır.
🌿 ANNE-BABALAR İÇİN KISA HATIRLATMA
✔ Utandırma ve ceza yok
✔ Sakin ve güven veren yaklaşım
✔ Düzenli gece rutinleri
✔ Çocuğu suçlamamak
✔ Kaygıyı azaltmaya odaklanmak
✔ Özgüveni korumak
✔ Gerekirse uzman desteği almak
🌿 SON SÖZ
Alt ıslatma bir karakter problemi değil; gelişimsel ve duygusal bir düzenleme sürecidir.
Bir çocuk en çok şunu duymaya ihtiyaç duyar:
“Bu senin suçun değil.
Biz senin yanındayız
ve bunu birlikte aşacağız.”
Çünkü iyileşme,
utançla değil güvenle başlar.
Destek almak yalnızca çocuğu değil, anne-baba ile çocuk arasındaki bağı da güçlendiren değerli bir adımdır.
Doğru bir yaklaşım ve güvenli bir ilişki diliyle birçok şey değişebilir.
Eğer siz de çocuğunuzla ilişkinizde zorlandığınızı hissediyor ve profesyonel bir destek arıyorsanız,
İstanbul Bahçeşehir’deki ofisimde yüz yüze ya da online danışmanlık süreci hakkında bilgi almak için iletişime geçebilirsiniz.
Sabır ve kolaylıklar dilerim
Sevgiyle
ÇİĞDEM URGANCI
PSİKOLOJİ BİLİMİ UZMANI
AİLE DANIŞMANI

Çocuklarda Tuvalet Eğitimi: Anneler İçin Sakin, Şefkatli ve Adım Adım Rehber
Tuvalet eğitimi… Birçok anne için hem heyecan verici hem de biraz kaygı verici bir dönem.
“Acaba çocuğum hazır mı?”
“Tuvalet eğitimine ne zaman başlamalıyım?”
“Çocuğum tuvalete gitmek istemiyor, ne yapmalıyım?”
“Kakasını tutuyor, neden böyle oluyor?”
“Altına kaçırdığında nasıl davranmalıyım?”
Bu sorular, çocuğunun gelişimini yakından takip eden pek çok annenin aklından geçer.
Oysa çocuklarda tuvalet eğitimi, yalnızca çocuğa tuvaleti kullanmayı öğretmekten ibaret değildir. Çocuğun bedenini fark etmeye, kendi ihtiyaçlarını tanımaya ve giderek daha bağımsız olmaya başladığı önemli bir gelişim dönemidir.
Bu nedenle tuvalet eğitimi sırasında çocuğa sürekli bir şeyler öğretmeye çalışan bir anne olmaktan çok, ona eşlik eden, güven veren ve gerektiğinde rehberlik eden bir anne olmak önemlidir.
Tuvalet Eğitimine Ne Zaman Başlanmalı?
Her çocuk için tek bir doğru yaş yoktur.
Genellikle 2,5–3 yaş civarında çocuğun tuvalet eğitimine hazır olduğunu gösteren belirtiler daha belirgin hale gelebilir. Ancak burada yalnızca yaşa bakmak yerine çocuğun bedensel ve duygusal olarak hazır oluşunu gözlemlemek daha önemlidir.
Bazı çocuklar daha erken, bazı çocuklar ise daha geç hazır olabilir.
Bu nedenle başka çocuklarla kıyaslamak yerine kendi çocuğunuzun verdiği sinyallere bakmanız çok daha değerlidir.
Çocuğunuz Tuvalet Eğitimine Hazır Olabilir mi?
Aşağıdaki belirtileri gözlemleyebilirsiniz:
• Sabahları kuru kalkmaya başlaması,
• Çişini yaparken bir süre durup beklemesi,
• Oyun sırasında birden durup bedenini dinlemesi,
• Çişini veya kakasını tutarken beden hareketlerinin değişmesi,
• Bezinden rahatsız olmaya başlaması,
• Tuvaleti merak etmesi ve banyoya girip çıkmak istemesi,
• Kaka yaparken perde, koltuk arkası gibi yerlere saklanması,
• Kaka yaparken mahremiyet istemesi ve “Bana bakma.” demesi.
Bu belirtiler, çocuğun bedeninden gelen sinyalleri daha fazla fark etmeye başladığını gösterebilir.
Tuvalet Eğitiminden Önce Küçük Bir Hazırlık Yapın
Tuvalet eğitimine başlamadan önce çocuğunuzu birkaç gün gözlemlemek işinizi kolaylaştırabilir.
Örneğin bir çiş-kaka takip çizelgesi tutabilirsiniz.
Çocuğunuzun yaklaşık hangi saatlerde çiş yaptığını, ne kadar aralıklarla tuvalet ihtiyacı olduğunu ve kazaların hangi zamanlarda yaşandığını not edebilirsiniz.
Buradaki amaç çocuğu kontrol etmek değildir.
Tam tersine, çocuğun doğal düzenini anlamaktır.
Bu çizelgeyi çocuğunuzun yanında sürekli konuşmak veya takip edildiğini hissettirmek yerine, sizin için sessiz bir rehber olarak kullanmanız daha uygun olacaktır.
Banyoyu Çocuğunuz İçin Kolaylaştırın
Tuvalet eğitimi sırasında çocuğun mümkün olduğunca kendi başına hareket edebilmesi önemlidir.
Banyo onun için güvenli ve ulaşılabilir bir alan olmalıdır.
Klozet için çocuğun boyuna uygun bir aparat kullanılabilir. Mümkünse merdivenli bir aparat, çocuğun kendi başına oturup kalkmasını kolaylaştırabilir.
Lavabonun da çocuğun ellerini kendi başına yıkayabileceği şekilde düzenlenmesi faydalı olabilir.
Çünkü amaç yalnızca tuvaletini yapması değildir.
Asıl amaçlardan biri de çocuğun:
“Ben kendim yapabilirim.”
duygusunu geliştirmesidir.
Kendi kıyafetini indirip kaldırabilmesi, banyoya girip çıkabilmesi ve ellerini yıkayabilmesi gibi küçük beceriler çocuğun bağımsızlığını ve özerkliğini destekler.
Tuvalet Eğitiminde En Önemli Nokta: Baskı Yapmamak
Tuvalet eğitimi sırasında annelerin en sık yaptığı şeylerden biri, çocuklarına yardımcı olma isteğiyle sürekli:
“Çişin var mı?”
“Kakan geldi mi?”
“Haydi tuvalete!”
“Tut, kaçırma!”
demektir.
Anne bunu çocuğuna yardımcı olmak için yapar.
Ancak tuvalet konusu sürekli gündeme geldiğinde çocuk kendisini kontrol altında hissedebilir ve tuvalet eğitimi zamanla bir anne-çocuk mücadelesine dönüşebilir.
Bu nedenle çocuğunuzun ihtiyacını fark ettiğinizi düşündüğünüzde sakin bir şekilde:
“Çişin var galiba. İstersen tuvalete gidebiliriz.”
diyebilirsiniz.
Çocuğunuz “Hayır.” derse:
“Tamam, ben buradayım. İhtiyacın olursa birlikte gideriz.”
demek yeterlidir.
İnatlaşmayın.
Tuvalet eğitimi bir güç savaşına dönüşmemelidir.
Çocuğunuzun Altına Kaçırması Başarısızlık Değildir
Tuvalet eğitimi sırasında kazalar yaşanabilir.
Çocuğun altına çişini kaçırması, tuvalet eğitiminde başarısız olduğu anlamına gelmez.
Çocuk bedenini tanımayı, ihtiyacını fark etmeyi ve doğru zamanda tuvalete yönelmeyi öğrenmektedir.
Bu nedenle altına kaçırdığında yüzünüzün ifadesine bile dikkat etmeye çalışın.
Kızmak, bağırmak, utandırmak veya hayal kırıklığınızı göstermek yerine sakin kalın.
Örneğin:
“Olabilir. Şimdi üstümüzü değiştirelim.”
demeniz yeterlidir.
Islanan kıyafetini banyoya götürmesi, kirli kıyafetini çamaşır makinesine koyması ve temiz kıyafetini kendi giymeyi denemesi gibi küçük sorumluluklar da verilebilir.
Buradaki amaç cezalandırmak değil, özerkliğini desteklemektir.
Çocuğunuz Tuvalete Gitmek İstemiyorsa…
Çocuğunuz tuvalete gitmek istemediğinde onu zorlamak yerine sakin kalın.
“Hayır.” dediğinde:
“Tamam, nasıl istersen. İhtiyacın olduğunda bana söyleyebilirsin.”
diyebilirsiniz.
Çünkü tuvalet eğitiminin amacı çocuğun sizin söylediğiniz anda tuvalete gitmesi değil, zaman içinde kendi bedeninden gelen ihtiyacı fark edip bunu yönetebilmesidir.
Çocuğun tuvalete yönelmesi bile başlı başına bir adımdır.
Klozete oturup yapamaması da normal olabilir.
Klozete oturduktan sonra kalkınca çişini kaçırıyorsa, bu durum da öğrenme sürecinin bir parçası olabilir.
Çocuğa zaman tanıyın.
Kaka Tutma Neden Olur?
Bazı çocuklar çiş konusunda daha kolay ilerlerken kaka konusunda zorlanabilir.
Çocuk kakasını tutabilir, kaka yapmaktan korkabilir veya tuvalete kaka yapmak istemeyebilir.
Bunun altında farklı nedenler bulunabilir.
Çocuk kakayı kendi bedeninin bir parçası gibi algılayabilir. Kakayı bırakmak bazı çocuklar için korkutucu olabilir. Klozetin yüksekliği veya derinliği, tuvalette yalnız kalma düşüncesi ya da daha önce yaşadığı olumsuz bir deneyim de etkili olabilir.
Bu nedenle çocuğun korkusunu küçümsememek gerekir.
Örneğin:
“Korkmuş olabilirsin. İstersen elimi tutabilirsin.”
demek çocuğa güven verebilir.
Kaka Konusunda Çocuğunuzu Korkutmayın
Çocuk kaka yaptığında:
“Çok pis!”
“Öfff!”
“Ne kadar kötü kokuyor!”
gibi tepkiler vermemeye çalışın.
Çünkü çocuk kendi bedeninden çıkan şeye karşı korku veya tiksinme geliştirebilir.
Kakaya dokunduğunda da panik yapmadan:
“Sorun değil. Şimdi ellerimizi sabunla güzelce yıkayacağız.”
diyebilirsiniz.
Böylece kaka ve çiş konusunu çocuğun gözünde korkutucu bir mesele haline getirmeden doğal karşılamış olursunuz.
Çocuğunuz Kakasını Tutuyorsa Ne Yapabilirsiniz?
Kaka tutma başladığında ilk olarak çocuğa daha fazla baskı yapmak yerine neden tutuyor olabileceğini anlamaya çalışmak gerekir.
Bazı çocuklar günlük yaşamlarında kontrol edebildikleri alanların azalmasından rahatsız olabilir.
Bu nedenle hayatında kendi karar verebileceği küçük alanlar oluşturabilirsiniz.
Örneğin:
“Bugün mavi tişörtünü mü giymek istersin, kırmızı olanı mı?”
“Akşam makarna mı yapalım, çorba mı?”
“Bu oyunu sen mi seçmek istersin?”
gibi iki seçenek sunabilirsiniz.
Çocuğun hayatında:
“Ben de karar verebiliyorum.”
duygusunu yaşaması önemlidir.
Ancak kaka tutma ile birlikte sert veya ağrılı dışkılama, belirgin kabızlık ya da karın ağrısı varsa yalnızca davranışsal bir neden düşünülmemelidir. Böyle bir durumda çocuk doktorundan değerlendirme almak önemlidir.
Tuvalet Konusunu Evin Merkezine Koymayın
Bazen çocuk, tuvalete gitmesinin anne-baba için ne kadar önemli olduğunu fark eder.
Ve farkında olmadan tuvalet konusu, anne ile çocuk arasındaki en yoğun iletişim alanlarından biri haline gelebilir.
Bu nedenle gün boyunca:
“Kakanı yaptın mı?”
“Ne zaman yapacaksın?”
“Tuvalete gidecek misin?”
şeklinde sürekli konuşmak yerine, tuvalet konusunu mümkün olduğunca sakin ve doğal tutun.
Çocuğunuzla oyun oynamaya, sohbet etmeye, sarılmaya ve birlikte keyifli zaman geçirmeye tuvaletten bağımsız olarak devam edin.
Tuvalet Eğitiminde Oyun Çok İşe Yarayabilir
Küçük çocuklar çoğu zaman konuşarak anlatılanlardan çok oyun yoluyla öğrenirler.
Bir oyuncak bebeği tuvalete götürebilir, bebeğin “Çişim geldi.” demesini sağlayabilir ve tuvalete oturtabilirsiniz.
Tuvalet eğitimi başlamadan önce çocuk kitaplarından ve hikâyelerden de yararlanabilirsiniz.
Çocuğun tuvaleti tanıması ve lazımlık veya klozete aşina olması süreci daha doğal hale getirebilir.
Tuvalete Oturmak Bile Bir Başarıdır
Çocuğun klozete oturması ama çişini veya kakasını yapamaması çok normal olabilir.
Bu nedenle:
“Bak yine yapamadın.”
“Ne zaman öğreneceksin?”
“Haydi artık yap!”
gibi cümlelerden kaçının.
Onun yerine:
“Tuvalete oturmayı denedin. Bu da güzel bir adım.”
diyebilirsiniz.
Çocuğun attığı küçük adımları fark edin.
Çünkü tuvalet alışkanlığı bir gecede kazanılan bir beceri değildir.
Tuvalet Eğitimi Ne Kadar Sürer?
Bazı çocuklar kısa sürede alışabilirken bazı çocukların daha uzun zamana ihtiyacı olabilir.
Bu nedenle “Bir haftada bitirmeliyiz.” gibi kesin bir hedef koymak yerine çocuğun gelişimini takip etmek daha sağlıklıdır.
Süreç ilerlemiyorsa bir süre ara verip daha sonra yeniden başlanabilir. Özellikle anne-baba olarak kaygınız ve telaşınız artıyorsa profesyonel destek almak süreci kolaylaştırabilir.
Burada önemli olan, tuvalet eğitimini bir yarış haline getirmemektir.
Gece Tuvalet Eğitimi Gündüzden Farklıdır
Gündüz tuvalet alışkanlığının kazanılması ile gece kuru kalabilmek aynı şey değildir.
Gece kuruluğunun gelişimi çocuktan çocuğa değişebilir.
Bu nedenle çocuğun uykusunu sürekli bölerek tuvalete kaldırmak yerine gece sürecini çocuğun gelişimine göre değerlendirmek gerekir.
Gece zaman zaman altına kaçırması da çocuğun başarısız olduğu anlamına gelmez.
Tuvalet Eğitimi ile Kreşe Başlama Aynı Zamana Denk Gelmesin
Çocuğun hayatında aynı anda çok fazla değişiklik olduğunda uyum süreci zorlaşabilir.
Bu nedenle mümkünse kreşe başlama gibi önemli bir değişiklikle tuvalet eğitimini aynı döneme getirmemek daha uygun olabilir.
Çocuğun yeni düzene alışması için zaman tanımak ve değişiklikleri mümkün olduğunca zamana yaymak süreci kolaylaştırabilir.
Tuvalete Hangi Zamanlarda Yönlendirebilirsiniz?
Çocuğa sürekli “Çişin var mı?” diye sormak yerine doğal rutinlerden yararlanabilirsiniz.
Örneğin:
• Uyandıktan hemen sonra,
• Uzun süre oturduktan ve huzursuzlandığında,
• Banyo öncesinde veya sonrasında,
• Bez değişimi sırasında,
• Yemekten sonra
tuvaleti hatırlatabilirsiniz.
Ancak burada da temel kural değişmez:
Hatırlatın, zorlamayın.
Anne Olarak Sizin Sakinliğiniz Çok Önemli
Belki de tuvalet eğitiminde en önemli noktalardan biri budur.
Çocuğunuzdan önce sizin kaygınızı yönetmeniz gerekir.
“Artık yaşı geldi.”
“Bir an önce bırakmalı.”
“Okula başlayacak, ne olacak?”
“Diğer çocuklar çoktan bıraktı.”
gibi düşünceler arttıkça çocuk da sizin telaşınızı hissedebilir.
Oysa çocuğun ihtiyacı kusursuz bir anne değildir.
İhtiyacı olan şey, yanında sakin kalan ve ona güven veren bir yetişkindir.
Tuvalet Eğitimi Bir Yarış Değildir
Çocuğunuzun altına kaçırdığı günler olabilir.
Klozete oturmak istemediği günler olabilir.
Kakasını tutabilir.
Bir süre ilerleyip sonra yeniden zorlanabilir.
Bunların her biri sürecin içinde görülebilir.
Önemli olan çocuğu utandırmadan, korkutmadan ve baskı altına almadan ona eşlik edebilmektir.
Tuvalet eğitimi yalnızca çocuğa bir alışkanlık kazandırmak değildir.
Çocuğun:
“Ben büyüyorum.”
“Kendi bedenimi tanıyorum.”
“Ben kendim yapabilirim.”
duygularını geliştirdiği önemli bir bireyselleşme sürecidir.
Bu nedenle çocuğunuzun elinden tutun ama onun yerine yapmayın.
Gerektiğinde yanında olun ama sürekli kontrol etmeyin.
Kazalarda sakin kalın.
Başardığı küçük şeyleri görün.
Ve en önemlisi ona:
“Sen yapabilirsin, ben buradayım.”
duygusunu hissettirin.
Çünkü bazen çocuğunuza verebileceğiniz en büyük destek, biraz geri çekilip kendi bedenini ve kendi hızını keşfetmesine alan açmaktır.
Ne Zaman Destek Almak Gerekebilir?
Tuvalet eğitimi sırasında kaka tutma, belirgin kabızlık, ağrılı dışkılama veya çocuğun tuvaletle ilgili yoğun korku ve kaçınma davranışı devam ediyorsa süreci tek başınıza sürdürmek zorunda değilsiniz.
Özellikle çocuğunuzun günlük yaşamını etkileyen, uzun süren veya giderek artan bir güçlük varsa öncelikle gerekli durumlarda çocuk doktorunun değerlendirmesinden yararlanmak ve ardından duygusal veya davranışsal boyut için uygun uzmandan destek almak faydalı olabilir.
Unutmayın:
Tuvalet eğitimi bir yarış değil, çocuğunuzun büyüme yolculuğunun bir parçasıdır.
Ona zaman verin.
Güven verin.
Alan açın.
Ve bu süreçte yalnızca “Tuvaletini yaptı mı?” sorusuna değil, “Çocuğum bu süreçte kendini nasıl hissediyor?” sorusuna da bakın.
Çünkü bazen en önemli kazanım, çocuğun tuvaletini öğrenmesinden önce kendi bedenine güvenmeyi öğrenmesidir.
Destek almak yalnızca çocuğu değil, anne-baba ile çocuk arasındaki bağı da güçlendiren değerli bir adımdır.
Doğru bir yaklaşım ve güvenli bir ilişki diliyle birçok şey değişebilir.
Eğer siz de çocuğunuzla ilişkinizde zorlandığınızı hissediyor ve profesyonel bir destek arıyorsanız,
İstanbul Bahçeşehir’deki ofisimde yüz yüze ya da online danışmanlık süreci hakkında bilgi almak için iletişime geçebilirsiniz.
Sabır ve kolaylıklar dilerim
Sevgiyle
ÇİĞDEM URGANCI
PSİKOLOJİ BİLİMİ UZMANI
AİLE DANIŞMANI

SAĞLIKLI VE MUTLU ÇİFT İLİŞKİSİ İÇİN İLETİŞİM REHBERİ: BENLERİ KORUYARAK BİZ OLMAK
Bir ilişkiye başlarken çoğumuz sevilmek, anlaşılmak, değer görmek ve hayatı bir başkasıyla paylaşmak isteriz. Ancak sevmek, her zaman birbirimizi anlayabildiğimiz anlamına gelmez. Bazen aynı evin içinde yaşarken birbirimizden uzaklaşabilir, konuştuğumuz hâlde anlaşılmadığımızı hissedebiliriz. Söylemek istediklerimizle karşımızdakinin anladıkları birbirinden farklı olabilir.
Çünkü her birimiz ilişkilere kendi yaşam öykümüzü, çocukluğumuzu, ailemizden öğrendiklerimizi, beklentilerimizi, korkularımızı ve sevgiyi ifade etme biçimimizi taşırız. Birimiz sevgisini konuşarak gösterirken diğerimiz davranışlarıyla göstermeyi tercih edebilir. Birimiz sorunları hemen konuşmak isterken diğerimiz düşünmek ve sakinleşmek için zamana ihtiyaç duyabilir.
Sağlıklı bir çift ilişkisi, iki insanın birbirine benzemesiyle değil; farklılıklarını anlayabilmesi, birbirine saygı duyabilmesi ve ortak bir yaşam kurabilmesiyle güçlenir.
Nasıl ki birbirinden farklı çiçekler bir araya gelerek güzel bir buket oluşturabiliyorsa, iki insan da kendi renklerini ve özelliklerini koruyarak ortak bir güzellik yaratabilir. Burada önemli olan, birinin diğerine dönüşmesi değil, iki kişinin de ilişkide kendine yer bulabilmesidir.
BENLERİ KORUYARAK BİZ OLMAK NE DEMEKTİR?
Bir çift ilişkisi içinde olmak, bireyselliğimizden vazgeçmek anlamına gelmez. Sağlıklı bir birliktelikte iki insanın ortak hedefleri, paylaşımları ve sorumlulukları olduğu kadar kendilerine ait düşünceleri, duyguları, ilgi alanları ve kişisel sınırları da vardır.
Benleri koruyarak biz olmak, kendi benliğimizden vazgeçmeden bir ilişkinin parçası olabilmektir.
Bazen ilişkiyi korumak adına kendi isteklerimizi sürekli erteleyebilir, kırıldığımız hâlde konuşmamayı seçebilir veya karşı taraf üzülmesin diye kendimizden ödün verebiliriz. Bu davranışlar kısa vadede tartışmaları önlüyor gibi görünse de zaman içinde kırgınlıkların birikmesine ve duygusal uzaklaşmaya neden olabilir.
Diğer taraftan, yalnızca kendi ihtiyaçlarımızı önemseyerek karşı tarafın beklentilerini ve duygularını görmezden gelmek de ilişkiyi zedeler.
Sağlıklı bir birliktelikte iki taraf da hem kendisine hem de karşısındaki insana yer açabilir. Kendi ihtiyaçlarımızı ifade ederken eşimizin ihtiyaçlarını da duymaya çalışabiliriz. Her konuda aynı düşünmek zorunda olmadığımızı kabul ederek farklılıklarımızla birlikte yaşayabiliriz.
Kendimize şu soruları sorabiliriz:
* Bu ilişkide kendimi olduğum gibi ifade edebiliyor muyum?
* İhtiyaçlarımı dile getirdiğimde anlaşılacağımı hissediyor muyum?
* Eşimin farklı düşüncelerine ve kişisel alanına saygı gösterebiliyor muyum?
* Ortak kararlar alırken her ikimizin ihtiyaçları da dikkate alınıyor mu?
* Birlikte olmanın yanında bireysel olarak da kendimize zaman ayırabiliyor muyuz?
Bu soruların yanıtları, ilişkimizin hangi alanlarda güçlenmeye ihtiyaç duyduğunu anlamamıza yardımcı olabilir.
SAĞLIKLI ÇİFT İLİŞKİSİNDE İLETİŞİMİN ÖNEMİ
İletişim, yalnızca konuşmak değildir. İletişim; dinlemek, anlamaya çalışmak, duyguları ifade etmek, ihtiyaçları fark etmek ve karşılıklı olarak çözüm arayabilmektir.
Çiftler arasında yaşanan sorunların bir bölümü, tarafların birbirini önemsememesinden değil, kendilerini doğru ifade edememelerinden veya karşı tarafın söylediklerini farklı yorumlamalarından kaynaklanabilir.
Örneğin, eşinin kendisiyle yeterince ilgilenmediğini düşünen biri, “Sen zaten beni hiç önemsemiyorsun.” diyebilir. Bu ifade karşı tarafta savunmaya geçme ve kendini haklı çıkarma ihtiyacı oluşturabilir.
Bunun yerine, “Son zamanlarda birlikte daha az zaman geçirdiğimizi hissediyorum. Seninle daha fazla vakit geçirmeye ihtiyacım var.” demek, duyguyu ve ihtiyacı daha açık bir biçimde ortaya koyar.
Buradaki amaç, kimin haklı olduğunu kanıtlamak değil, yaşanan sorunun iki taraf için de anlaşılabilir hâle gelmesini sağlamaktır.
İyi iletişim, hiç anlaşmazlık yaşamamak değil; anlaşmazlıkları birbirimizi incitmeden ele almayı öğrenmektir.
EŞLERİN BİRBİRİYLE İLETİŞİMİNİ GÜÇLENDİRECEK 10 ÖNERİ
1. BİRBİRİNİZE GERÇEKTEN ZAMAN AYIRIN
Günlük hayatın sorumlulukları, iş yoğunluğu, ev işleri ve çocukların ihtiyaçları arasında çiftlerin birbirine ayırdığı zaman azalabilir. Aynı evde bulunmak, her zaman duygusal olarak bir arada olmak anlamına gelmez.
Her gün mümkün olduğunda 10-15 dakikanızı telefonlardan ve diğer dikkat dağıtıcı unsurlardan uzak, yalnızca birbirinizi dinlemeye ayırabilirsiniz. Bu sırada yalnızca günlük işleri değil, birbirinizin nasıl hissettiğini, neler düşündüğünü ve nelere ihtiyaç duyduğunu da konuşabilirsiniz.
2. SUÇLAMAK YERİNE DUYGULARINIZI İFADE EDİN
“Sen hep böylesin.”, “Senin yüzünden böyle oldu.” veya “Beni hiç anlamıyorsun.” gibi ifadeler, iletişimi kolaylaştırmak yerine zorlaştırabilir.
Bunun yerine, “Bu olduğunda kendimi yalnız hissettim.”, “Bu konuda desteğine ihtiyacım var.” veya “Böyle konuştuğumuzda üzülüyorum.” gibi cümleler kullanabilirsiniz.
Kendi duygularımızı anlatmak, karşı tarafı suçlamadan kendimizi ifade etmemizi sağlar.
3. CEVAP VERMEK İÇİN DEĞİL, ANLAMAK İÇİN DİNLEYİN
Eşimiz konuşurken hemen kendimizi savunmaya geçmek veya söyleyeceğimiz cevabı düşünmek yerine, önce ne anlatmak istediğini anlamaya çalışabiliriz.
Bazen karşımızdaki kişinin çözüm önerisinden önce anlaşılmaya ve duygularının fark edilmesine ihtiyacı vardır.
“Bu olayın seni neden üzdüğünü şimdi daha iyi anlıyorum.” veya “Bunu yaşadığında kendini yalnız hissetmiş olabilirsin.” gibi ifadeler, iletişimi yumuşatabilir.
Birbirimizi anlamak, her düşünceye katılmak zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Farklı düşündüğümüz bir konuda da karşı tarafın duygusunu kabul edebiliriz.
4. İHTİYAÇLARINIZI AÇIKÇA DİLE GETİRİN
Eşimizin ne düşündüğümüzü, ne hissettiğimizi veya neye ihtiyacımız olduğunu kendiliğinden anlamasını beklemek, zamanla hayal kırıklığı yaratabilir.
“Bana biraz destek olur musun?”, “Bugün seninle konuşmaya ihtiyacım var.” veya “Bu kararı birlikte vermek istiyorum.” gibi açık ifadeler, karşılıklı anlayışı güçlendirir.
İhtiyaçlarımızı ifade etmek bir zayıflık değil, sağlıklı iletişimin önemli bir parçasıdır.
5. FARKLILIKLARINIZI TEHDİT OLARAK GÖRMEYİN
Eşinizin sizden farklı düşünmesi, farklı hobilerinin olması veya olaylara başka bir açıdan yaklaşması, ilişkinizin yanlış olduğu anlamına gelmez.
Önemli olan, farklılıkların ortak yaşamı nasıl etkilediğini konuşabilmek ve her iki tarafın da kendini ifade edebileceği bir denge kurabilmektir.
Her konuda aynı fikirde olmak yerine, farklılıklarımızla birlikte nasıl yaşayabileceğimizi öğrenebiliriz.
6. TARTIŞMA SIRASINDA SES TONUNUZA VE KELİMELERİNİZE DİKKAT EDİN
Bazen söylemek istediğimiz şeyden çok, söyleme biçimimiz karşı tarafı incitir. Alay etmek, küçümsemek, bağırmak veya aşağılayıcı ifadeler kullanmak, sorunun çözülmesini zorlaştırır.
Öfkelendiğimizde konuşmaya kısa bir ara vermek yararlı olabilir. Ancak bu aranın, karşı tarafı cezalandırmak amacıyla değil, sakinleşip daha sağlıklı konuşabilmek için verildiğini belirtmek önemlidir.
Örneğin, “Şu an çok öfkeliyim. Biraz sakinleşip bu konuyu konuşmaya devam etmek istiyorum.” diyebilirsiniz.
7. GEÇMİŞTEKİ TÜM SORUNLARI BUGÜNKÜ TARTIŞMAYA TAŞIMAYIN
Bir anlaşmazlık sırasında daha önce yaşanmış bütün olayları yeniden gündeme getirmek, çözülmesi gereken konunun büyümesine neden olabilir.
O anda yaşanan soruna odaklanmak ve geçmişteki bir mesele hâlâ canınızı yakıyorsa bunu ayrı bir zamanda konuşmak daha sağlıklı olabilir.
Amaç geçmişi yok saymak değil, her sorunu kendi içinde ele alabilmektir.
8. HATALARINIZI KABUL ETMEKTEN VE ÖZÜR DİLEMEKTEN ÇEKİNMEYİN
Her insan zaman zaman kırıcı davranabilir, yanlış anlaşılabilir veya düşünmeden konuşabilir. Önemli olan, hatasız olmak değil, davranışlarımızın karşı taraf üzerindeki etkisini fark edebilmektir.
İçten bir özür, yalnızca “Özür dilerim.” demekle sınırlı değildir. Karşı tarafın neden incindiğini anlamayı, sorumluluk almayı ve mümkün olduğunda davranışımızı değiştirmeyi de içerir.
9. BİREYSEL ALANLARINIZI VE ORTAK YAŞAMINIZI DENGELEYİN
Sağlıklı bir ilişkide birlikte geçirilen zaman kadar bireysel ihtiyaçlara ayrılan zaman da önemlidir.
Her iki tarafın da arkadaşlıklarını, ilgi alanlarını, kişisel gelişimini ve dinlenme ihtiyacını sürdürebilmesi, ilişki içinde daha dengeli hissetmesine yardımcı olabilir.
Bireysel alanlar oluşturmak uzaklaşmak anlamına gelmez. Aksine, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi korurken partneriyle daha sağlıklı bir bağ kurmasına katkı sağlayabilir.
10. BİRBİRİNİZİN EMEĞİNİ VE OLUMLU DAVRANIŞLARINI FARK EDİN
İlişkilerde zamanla alışkanlıklar oluşur ve yaptığımız pek çok şeyi sıradan kabul etmeye başlayabiliriz.
Oysa teşekkür etmek, takdir etmek, küçük bir ilgi göstermek ve eşimizin çabasını fark ettiğimizi ifade etmek, duygusal yakınlığı destekler.
“Bugün bana yardımcı olman çok iyi geldi.”, “Bunu düşündüğün için teşekkür ederim.” veya “Yanımda olduğunu hissetmek bana güven veriyor.” gibi cümleler, ilişkide değer gördüğümüzü hissetmemizi sağlayabilir.
ÇİFT İLİŞKİSİNDE UZAK DURULMASI GEREKEN DAVRANIŞLAR
İletişimi güçlendirmek için ne yapmamız gerektiğini bilmek kadar, hangi davranışların ilişkimizi yıpratabileceğini fark etmek de önemlidir.
Aşağıdaki davranışlar tekrarlandığında, çiftler arasında güvenin ve duygusal yakınlığın zedelenmesine yol açabilir:
* Sürekli suçlamak ve bütün sorumluluğu eşimize yüklemek.
* “Abartıyorsun.”, “Bunda üzülecek ne var?” veya “Çok hassassın.” diyerek karşı tarafın duygularını küçümsemek.
* Eşi başka kişilerle karşılaştırarak yetersiz hissettirmek.
* İhtiyaçlarımızı ifade etmeden eşimizin bunları anlamasını beklemek.
* Sorunları konuşmaktan kaçınarak sessizliği karşı tarafı cezalandırmak için kullanmak.
* Birbirini anlamak yerine yalnızca haklı çıkmaya çalışmak.
* İlişki bozulmasın diye kırgınlıkları ve beklentileri sürekli içimizde tutmak.
* Eşimizin arkadaşlıklarına, kişisel alanına veya kendi kararlarını verme hakkına gereksiz biçimde müdahale etmek.
* Ev, çocuklar ve günlük yaşamla ilgili sorumlulukların sürekli aynı kişi tarafından taşınmasını olağan kabul etmek.
* Tehdit etmek, hakaret etmek veya karşı tarafın değerini hedef alan ifadeler kullanmak.
Bu davranışlardan birini zaman zaman sergilemek, ilişkinin mutlaka sağlıksız olduğu anlamına gelmez. Önemli olan, davranışların tekrarlanıp tekrarlanmadığı, tarafları nasıl etkilediği ve değişim için sorumluluk alınıp alınmadığıdır.
TARTIŞMALARDA DAHA SAĞLIKLI BİR YOL İZLEMEK MÜMKÜN
Her çift zaman zaman anlaşmazlık yaşayabilir. İki farklı insanın bütün konularda aynı düşünmesi gerçekçi değildir. Önemli olan, anlaşmazlıkları ilişkinin karşılıklı saygısını koruyarak ele alabilmektir.
Bir sorun yaşandığında şu adımları deneyebilirsiniz:
1. DURUN VE SAKİNLEŞİN
Öfkeniz yükseldiğinde hemen tepki vermek yerine kısa bir ara verin. Sakinleşmek için zamana ihtiyacınız varsa bunu eşinize açıklayın.
2. SORUNU AÇIKÇA TANIMLAYIN
Tartışmanın hangi konu hakkında olduğunu belirleyin. Kişiliği hedef almak yerine somut davranışa ve yaşanan duruma odaklanın.
3. KENDİ DUYGUNUZU VE İHTİYACINIZI İFADE EDİN
Suçlayıcı ifadeler yerine ne hissettiğinizi ve neye ihtiyaç duyduğunuzu anlatın.
4. EŞİNİZİN BAKIŞ AÇISINI DİNLEYİN
Kendi düşüncenizi anlatmanın yanında, onun yaşanan durumu nasıl değerlendirdiğini anlamaya çalışın.
5. BİRLİKTE ÇÖZÜM ARAYIN
İki tarafın da ihtiyaçlarını mümkün olduğunca gözeten, uygulanabilir bir çözüm belirleyin. Gerekirse bir süre sonra yeniden değerlendirin.
Unutmayın, her anlaşmazlıkta bütün beklentilerin aynı anda karşılanması mümkün olmayabilir. Ancak iki tarafın da duyulduğu, saygı gördüğü ve çözüm sürecine katılabildiği bir ilişki kurmak mümkündür.
ÇOCUK SAHİBİ OLDUKTAN SONRA ÇİFT İLİŞKİSİNİ KORUMAK
Çocuk sahibi olmak, çiftlerin yaşamında önemli bir değişim yaratır. Uyku düzeni, günlük sorumluluklar, ekonomik koşullar ve çocukların ihtiyaçları, eşlerin birbirine ayırabildiği zamanı azaltabilir.
Bu dönemde çiftler zaman zaman kendilerini yalnızca anne ve baba rollerinin içinde bulabilir. Birbirlerinin ihtiyaçlarını fark etmek, duygusal yakınlığı korumak ve ortak sorumlulukları paylaşmak daha fazla çaba gerektirebilir.
Çocuğun ihtiyaçlarını önemsemek kadar, ebeveynlerin birbirleriyle kurduğu ilişkiye de özen göstermesi önemlidir. Çünkü aile yaşamında herkesin duygusal ihtiyaçları vardır.
Eşlerin birbirine destek olması, sorumlulukları adil biçimde paylaşmaya çalışması ve sorunları konuşabilmesi, aile içindeki iş birliğini güçlendirebilir.
Burada amaç, çocuk sahibi olduktan sonra çiftlerin hiç zorlanmaması değildir. Amaç, yaşanan değişimleri birlikte ele alabilmek, birbirini yalnız bırakmamak ve ebeveynlik sorumlulukları içinde çift olarak kurulan bağı da koruyabilmektir.
EŞLER ARASINDAKİ İLETİŞİMDEN ÇOCUKLARIN DUYGUSAL DÜNYASINA: SAĞLIKLI BİR AİLE İKLİMİ OLUŞTURMAK
Çocuklar dünyayı yalnızca kendilerine söylenen sözlerle değil, çevrelerinde gözlemledikleri ilişkiler aracılığıyla da öğrenirler. Anne ve babalarının birbirleriyle nasıl konuştuklarını, anlaşmazlıkları nasıl ele aldıklarını, öfkelendiklerinde nasıl davrandıklarını ve sonrasında ilişkilerini nasıl onardıklarını gözlemlerler.
Ebeveynlerin birbirini dinlemesi, duygularını saygılı biçimde ifade etmesi, gerektiğinde özür dilemesi ve sorunları çözmek için iş birliği yapması, çocukların sağlıklı iletişim becerileri geliştirmeleri açısından önemli örnekler oluşturabilir.
Buna karşılık, yoğun ve sürekli çatışmaların yaşandığı, çocuğun tartışmalara dâhil edildiği, anne veya babadan birini seçmek zorunda bırakıldığı ya da yaşanan sorunlardan kendisini sorumlu tuttuğu aile ortamları çocuk için duygusal açıdan zorlayıcı olabilir.
Özellikle çocukların kendilerini güvende hissetmeleri, duygularını ifade edebilmeleri ve sorunlar karşısında destek görebilmeleri, sağlıklı gelişim açısından önem taşır.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır: Sağlıklı bir aile ortamı, hiç tartışmanın yaşanmadığı bir ortam demek değildir. Önemli olan, anlaşmazlıkların nasıl ele alındığı ve çocuğun duygusal güvenliğinin nasıl korunduğudur.
Çocukların anne ve babalarının her konuda anlaşmasına ihtiyaçları yoktur. Ancak anlaşmazlık yaşandığında saygının korunabildiğini, sorunların konuşulabildiğini ve kırıcı davranışlardan sonra ilişkinin onarılabildiğini görmeleri değerlidir.
SAĞLIKLI ÇOCUKLAR YETİŞTİRMEK, KENDİ İLİŞKİLERİMİZİ DE GELİŞTİRMEKTEN GEÇER
Çocuğun gelişimi; mizacı, bireysel özellikleri, yaşadığı deneyimler, sosyal çevresi, okul ortamı ve aile ilişkileri gibi pek çok etkenin bir araya gelmesiyle şekillenir. Bu nedenle çocukların duygusal ve psikolojik gelişimini yalnızca anne ve babalarının ilişkisinin niteliğiyle açıklamak doğru değildir.
Bununla birlikte, ebeveynlerin kendi duygularını tanımaya çalışması, öfke ve stresle baş etme becerilerini geliştirmesi, birbirleriyle daha sağlıklı iletişim kurması ve çocuklarının duygusal ihtiyaçlarına duyarlı olması, destekleyici bir aile ortamının oluşmasına katkıda bulunabilir.
Ebeveyn olmak, her zaman doğru davranmak veya bütün sorunları eksiksiz çözmek demek değildir. Çocuklar için önemli olan, karşılarında hiç hata yapmayan yetişkinler görmekten çok, hatalarını fark edebilen, sorumluluk alabilen ve ilişkilerini onarmaya istekli yetişkinler görebilmeleridir.
Sağlıklı çocuklar yetiştirmek, kusursuz ebeveynler olmayı değil; kendini tanımaya, ilişkilerini geliştirmeye ve çocuğunun duygusal ihtiyaçlarını anlamaya istekli ebeveynler olmayı gerektirir.
Kendi ilişkilerimiz üzerinde düşünmek, eşimizle iletişimimizi güçlendirmek ve aile içindeki sorunları çözmek için çaba göstermek, yalnızca çift olarak yaşamımıza değil, çocuklarımıza sunduğumuz duygusal ortama da katkı sağlayabilir.
Çocuklarımızın gelecekte kendi ilişkilerinde nasıl iletişim kuracakları, duygularını nasıl ifade edecekleri ve anlaşmazlıkları nasıl ele alacakları pek çok deneyimden etkilenir. Aile içinde gördükleri örnekler de bu deneyimlerin önemli bir parçasıdır.
Birbirimizle kurduğumuz ilişki, çocuklarımıza bıraktığımız duygusal mirasın bir parçasıdır.
İLİŞKİNİZDE ZORLANDIĞINIZDA DESTEK ALMAKTAN ÇEKİNMEYİN
Bazı sorunlar, çiftlerin kendi çabalarıyla çözülebilirken bazıları tekrar eden tartışmalara, iletişim kopukluklarına ve duygusal uzaklaşmaya neden olabilir. Aynı sorunları tekrar tekrar yaşamak, konuşmaların sonuçsuz kalması veya tarafların kendilerini sürekli anlaşılmamış hissetmesi, ilişkinin farklı bir bakış açısına ihtiyaç duyduğunu gösterebilir.
Böyle durumlarda profesyonel destek almak, tarafların birbirini daha iyi anlamasına, iletişim biçimlerini fark etmesine ve sorunlara farklı çözüm yolları geliştirmesine yardımcı olabilir.
Ancak ilişkiyi geliştirme sorumluluğu yalnızca bir kişiye yüklenmemelidir. Sağlıklı bir değişim için her iki tarafın da kendi davranışlarını değerlendirmeye ve üzerine düşen sorumluluğu almaya istekli olması önemlidir.
Şiddet, tehdit, baskı veya kontrol davranışlarının bulunduğu ilişkilerde ise öncelik, güvenliğin sağlanması ve uygun desteğe erişilmesidir.
BENLERİ KORUYARAK BİZ OLMAK: ORTAK HİKÂYEMİZİ BİRLİKTE YAZMAK
Sağlıklı ve mutlu bir ilişki, iki insanın birbirini değiştirmeye çalıştığı değil, birbirini tanımaya ve anlamaya istekli olduğu bir yolculuktur.
Bu yolculukta bazen aynı yönde ilerler, bazen farklı düşünür, bazen de birbirimizi yeniden keşfetme ihtiyacı duyarız. Önemli olan, farklılıklarımızı bir tehdit olarak görmek yerine birbirimizi daha iyi tanımak için bir fırsata dönüştürebilmektir.
Kendi benliğimizi korurken eşimizin benliğine de saygı gösterebilir, bireysel ihtiyaçlarımızı ifade ederken ortak yaşamımızın sorumluluklarını paylaşabiliriz.
Çünkü güçlü bir ilişki, iki kişinin birbirine bağımlı hâle gelmesiyle değil; birbirine değer veren, güven duyan, iletişim kurabilen ve birlikte gelişmeye istekli iki insanın ortak çabasıyla şekillenir.
Benleri koruyarak biz olmak; kendimizden vazgeçmeden birbirimize yer açmak, farklılıklarımızı bir tehdit değil, birbirimizi tanımak için bir fırsat olarak görebilmek ve ortak hikâyemizi birlikte yazmaya devam etmektir.
Kendimizi tanımaya, birbirimizi anlamaya ve ilişkilerimizi geliştirmeye gösterdiğimiz özen, hem kendi yaşamımıza hem de çocuklarımıza sunduğumuz duygusal ortama değerli bir katkıdır.
Destek almak yalnızca çocuğu değil, anne-baba ile çocuk arasındaki bağı da güçlendiren değerli bir adımdır.
Doğru bir yaklaşım ve güvenli bir ilişki diliyle birçok şey değişebilir.
Eğer siz de çocuğunuzla ilişkinizde zorlandığınızı hissediyor ve profesyonel bir destek arıyorsanız,
İstanbul Bahçeşehir’deki ofisimde yüz yüze ya da online danışmanlık süreci hakkında bilgi almak için iletişime geçebilirsiniz.
Sabır ve kolaylıklar dilerim
Sevgiyle
ÇİĞDEM URGANCI
PSİKOLOJİ BİLİMİ UZMANI
AİLE DANIŞMANI
Bahçeşehir 1. Kısım Mh., Vali Recep Yazıcıoğlu Cd 15A, Doğaparkı Evleri. B-C Blok. Kat.1 Daire. C4 Başakşehir/İstanbul, Türkiye
Bugün | Kapalı |

ÇİĞDEM URGANCI GELİŞİM AKADEMİSİ
Bahçeşehir 1. Kısım, Vali Recep Yazıcıoglu Caddesi, Başakşehir- İstanbul, Türkiye
Web sitesi trafiğini analiz etmek ve web sitesi deneyiminizi optimize etmek amacıyla çerezler kullanıyoruz. Çerez kullanımımızı kabul ettiğinizde, verileriniz tüm diğer kullanıcı verileriyle birlikte derlenir.